Hayat bir oyun sahnesi

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Kendi Karalamalarım | Posted on 26-08-2013

0

Mehmet ErdemHayat bir oyun sahnesi ve biz de o oyunu canlandıran insanlarız. Kimi insan sabit bir karakteri ve tek bir duyguyu canlandırabiliyorken, ben oyunumun senaryosunu kendim yazıyorum. İstediğim ruh haline geçip, istediğim karakteri canlandırıyorum. İyi bir oyuncunun da yapması gerektiği gibi, tek bir rolü canlandırmıyorum…

Sensizken Olmuyor…

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Hayatın İçinden | Posted on 15-05-2013

0

Mehmet ErdemGeceler düşman bana, gökyüzü kızgın sana
Yine benden gidiyorsun yıldızlar ağlıyor ardından
Yıldızlar ağlıyor ardından

Sensizken olmuyor, inan yerin dolmuyor
Kimse beni anlamıyor, derdimin dermanı sensin
Derdimin dermanı sensin sen

Yalnızlık ağır bana, ihtiyacım var sana
Sesini duymaya, kokuna, alışamadım yokluğuna
Alışamadım yokluğuna

Sensizken olmuyor, inan yerin dolmuyor
Kimse beni anlamıyor, derdimin dermanı sensin
Derdimin dermanı sensin sen…

Neden mi böyle olduk ? Okuyun !

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Hayatın İçinden | Posted on 28-02-2013

0

Mehmet ErdemNeden mi böyle olduk ? Okuyun !

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babamın bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki. . .

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi…
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık.
Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ;
bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok.
Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar,
ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız,
onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ‘ vale ‘ lerin, ‘ bady ‘ lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp,
taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?..
“Her toplum hakettiği gibi yönetilir” derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?

 

Alıntıdır…

Biranda olurya zaten…

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Kendi Karalamalarım | Posted on 15-11-2012

1

Hiç ummadığı zamanda çıkar insanın karşısına duygular. Hayat güzeldir rutin bir şekilde akıyordur. İstediklerini elde etmiş kafan rahattır. Biriyle tanışırsın,birşeyler paylaşırsın. Onunla görüştükce aklında hiç olmadığı halde ondan hoşlanmaya başlarsın. Çünkü çok ortak paylaşımınız olduğunu görürsün.

Aslından bundan sonra başlar bütün dertler.Kaşındaki ne düşünüyor ne hissediyor soruları kurcalamaya başlar aklını.Senin romantik bir şekilde söylediğin birşeye onun çok sakin ve umursamaz bir cevap vermesi yıkar seni. O farkında olmaz ama yıkar aslında seni.Şarkı sözlerinde ararsın derdine derman. Tüm hüzünlü şarkına nasıl olursa bi anda senin duygularını ifade etmeye başlar.

Korkarsın, “amannn bu saatten sonra kimsenin peşinden koşmam” dersin kendine ve yakın arkadaşına. Oysa içinde bir fırtına vardır parçalıyordur etrafı.Onun bir güzel kelimesi yada seninle ilgilenmesi hemen unutturur herşeyi tekrar gözlerinin içine bakarsın ve kaybolursun.Hele hergün görmek zorundaysan hayat dar gelir biraz.

Gidip konuşmak istersin,yüzüne haykırmak istersin ama bir yandan “yaa zaten anlamıştır istese zaten oda adım atardı” dersin oturursun yine yerine…

Dedim ya biranda olur böyle şeyler sonunu düşünmeden içinde bulursun kendini…

Karanlıklar sevdiğim yerler değil korktuğum yerler olsa yine…

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Kendi Karalamalarım | Posted on 22-10-2012

0

Şarkılarla paylaştığım gecelerim tanır beni. Kimi zaman kayalıklarda içilen bir bira,kimi zaman kucağımda mırıldayan bir kedidir göz yaşlarıma şahit olan. Çok güçlü gözüküyorum belki dışarıya fakat o duvarın arkasında neler yaşıyorum…

Keşke çocuk kalsaydım, keşke büyümeseydim diyorum hep. Keşke dünyayı, insanları kocaman gördüğüm zamanlara dönsem. Karanlıklar sevdiğim yerler değil korktuğum yerler olsa yine…

Çocuk kalsaydım da göz yaşlarım alamadığım bir oyuncak için aksaydı hala…

Yalanlarla,aldatmalarla tanışmasaydım,tek derdim karnımı doyurup oyuncaklarımla oynamak olsaydı.Farlarından arabaları tanımaya çalışsaydım akşamları yine,akşamlar benim için eğlence olsaydı.

Keşke çocuk kalsaydım da şu adı “aşk” olan meretle hiç tanışmasaydım…

Bir martı gibi…

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Kendi Karalamalarım | Posted on 22-07-2012

0

Cok uzun zamandir vapura binmemistim. Dalgalarin sesleri,martilarin suzulusu gercekten rahatlik veriyor bana. Bogazin temiz havasini icime cekmek ve Istanbul’u seyretmek…

Gozlerimin doldugunu hissediyorum Istanbul’u seyrettikce. Bu koca sehir bana 28 yil bir cok aniya ev sahipligi yapti. Kimi zaman mutlu kimi zaman mutsuz anilarim oldu. Ama nedense en hatirlananlari hep mutsuz oldugum zaman ki anilar.

Dalgalardan gelen su taneleri yuzume geliyor devamli, ruzgar yuzumu ve saclarimi oksuyor. Gozlerimi kapadigimda cok ozgur hissediyorum kendimi. Bir marti gibi suzuluyorum sanki vapurun yaninda ozgurce. Gozumu actigimda ise kalabalik ve yorgun bir sehir goruyorum. Bu koca sehirde bir nokta, mutsuz bir birey oldugumu goruyorum.

Bu sehirden uzaklasmak beni mutlu edebilcekmi peki diye dusunuyorum. Anilarim ve mutsuzluklarim burada oldugum icinmi yanimda yoksa aslinda hepsi daima icimdemi kalacak bilmiyorum.

Tek bildigim ozgur olmak istiyorum. Bir marti gibi kanatlarimi acip ruzgarda suzulmek,bogazin serin sularinin uzerine kanatlarimi degdirmek istiyorum….

Herkes unuttu beni ben de unuttum herşeyi

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Hayatın İçinden | Posted on 29-04-2012

0

Yüreğimin kıyısına vurdu minicik bir darben
Susmalıyım,tutamadım kendimi
Bir canım var feda etsem sevdamı bilemezsin
Bir acım var anlatsam önünü göremezsin
Herkes unuttu beni ben de unuttum herşeyi

Kendi ayak seslerimi duymaya alıştım artık…

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Kendi Karalamalarım | Posted on 30-03-2012

0

Gecenin karanlığının ve soğukluğunun iliklerime işlediği, bomboş bir sokakta rüzgar çanlarının şıngırtıları eşliğinde kendi ayak seslerimi duymaya çok alıştım sanırım. Uzun zamandır tek yürüyorum sanki hayatta. Etrafım arkadaşlarım,dostlarımla çevrili fakat dediğim gibi boş bir sokakta yürüyorum sanki sonu karanlık. Sokak lambaları aydınlatmıyor bile yolumu.

Hoşuma gittiği için mi? Yoksa mecbur bırakıldığım için mi böyle hissediyorum bilmiyorum. Ama alıştım artık bu sokağa.Beni bu sokağa ilk attıklarında çok korkmuştum. Şimdiyse arkama bakmadan yürüyebiliyorum. Nereden geldiğimin bir önemi yok, bu yolun sapağı ne zaman gelecek sadece bunu merak ediyorum.

Köprüden önce son çıkışa ulaşabilecekmiyim acaba? Yada çıkış varmı?

Sadece tek bir şeyi duyuyorum, oda dünyaya ayakta olduğumu hissettirmek için yere vurduğum ayak seslerim…

Bos Rihtimlar…

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Kendi Karalamalarım | Posted on 21-03-2012

0

Bazen oyle bir zaman yasarsiniz ki. Bir sürü kisinin arasinda yalnizligi yasarsiniz. Süphe ile bakarsiniz etrafiniza en yakin arkadasinin bile hareketleri,tavirlari yabanci gelir insana. Aslinda gecmiste yasadiklarindir boyle olmasina sebep. Deneyimler,tecrubeler iyide olsa kotude olsa birikmistir icinde. Yalniz kaldiginda ozellikle cikarlar saklandiklari yerden…

 

Bu aralar bunu yasiyorum sanirim suphe,yalnizlik hissi,guvensizlik hepsi ust uste gelmis durumda. Bir adim atmak istesem bile bi anda bunlar cikiyor karsima guvenemiyorum.

 

Bayadir bos rihtimlarda dolasiyorum sanki. Pamuktan yatak yapip beraber uyuyacagim birini ariyorum sanki bu rihtimlarda fakat dedim yaa bos hep rihtimlar. Ruzgarin beni estigi yere suruklemesini istiyorum artik. Sonunu dusunmeden korkmadan yurumek istiyorum. Cok zor degil biliyorum ama yinede korkuyorum.

 

Gozlerimi kapadigimda canlandirdigim bir sahne var aslinda. Fonda “murat yilmazyildirim – cennet” caliyor. Papatyalarla dolu bir kir. Alabildigine heryer bem beyaz papatya dolu,gokyuzu mas mavi,gunes en sevecen haliyle gulumsuyor bize tepeden.kocaman bir agac var onun golgesinde oturuyoruz. Gunes “o” nun saclarini parildatiyor. Sarilip hic birseyi dusunmeden oturuyorum oylece…

 

Hayallerim gercek olsa keske. Bu aralar cok ihtiyacim var sanirim…

Dream House 2011

Posted by Mehmet Erdem | Posted in Film Yorumları | Posted on 29-01-2012

0

Dream House son zamanlarda aklımı karıştıran filmlerden biriydi. Açıkcası ilk başlarda olayı çok çözemedim buna devamlı BBM’de mesajlaşıyor olmamda sanırım etkisi vardı özür diliyorum :) 5,7 IMDB puanı gözüküyor film için ama bence biraz daha fazla alabilir. Filmin kurgusu ve sonu kesinlikle çok başarılıydı. Akıl hastanesinde yaşadığı hiç birşeyi hatırlamaması ve evin içinde ailesiyle gerçek gibi yaşıyor olması çok güzel kurgulanmıştır. Ben kesinlikle izlenmesi gereken bir film olarak görüyorum.